|
|
Osmanlıların İlk Devirlerinde Yazılmış Olan Bazı Eserler
Âlim ve mütefekkirleri himaye
Osmanlı devletinin temeli atılıp teşkilâtı yapıldığı sırada İznik
medresesi ile de ilk ilmî hareket başlamıştı; devlet hudutlarının
genişlemesi ve ilim adamlarına karşı gösterilen himaye, Orta Asya, İran,
Suriye ve Mısır'dan ve Anadolu beyliklerinden buraya bir hayli fikir
adamlarının ve sanatkârların gelmelerine vesile olmuştu.
Diğer Anadolu beyleri gibi ilk Osmanlı hükümdarlarıyla devlet
adamlarının pek çoğu ana dil olan Türkçeden başka dil bilmedikleri için
kendilerine ithaf edilen eser veya tercümeler de -bazı ilmî eserler
hariç- Türkçe olurdu; bu hal, Türk lisanının tekâmülü ve Türkçe
eserlerin artması cihetiyle Anadolu ve Rumeli'de kültür hayatının
süratle inkişafını gerektirmiştir.
Hükümdarlarla Şehzade ve Devlet Adamlarına İthaf Edilen Bazı Eserler
XIV. Yüzyılda Süleyman Paşa ve kardeşi I. Murad ve onun oğlu Yıldırım
Bayezid ile Çandarlı Halil Hayreddin ve oğlu Ali Paşa'ların ve XV.
yüzyıl ortalarına kadar Emîr Süleyman, Çelebi Mehmed, II. Murad, Tokatlı
Hacı ivaz Paşa ve Timurtaş Paşa-zade Umur Bey ve Çandarlı-zade II. Halil
Paşa ve Burgazlı diğer Halil Paşa ve saire gibi hükümdar ve devlet
adamlarının gösterdikleri himaye ve teşvik sayesinde Osmanlılarda siyasî
ve askerî muvaffakiyetlerin yanında ilmî ve fikrî hareketler de süratle
genişlemiştir. Bu himayeye nail olan âlimler ve edipler muhtelif
mevzularda ekseriyetle Türkçe eserler telif veya tercüme ederek daha
evvelki yüzyıldan beri Anadolu'da devam edip gelen ilmî ve fikrî hayatı
daha mükemmel ve daha geniş olarak idame ettirmişlerdir.
Osmanlılarda yazılan ilk eserler arasında İznik'teki ilk Osmanlı
medresesi' nin müderrisi Kayserili Davud bin Mahmud'un (vefatı
751H./1350M.)Şeyh-i Ekber Muhyiddin-i Arabî'nin Füsusü’l-hikem isimli
eserine Matla-ı husûsu'l-kilem fi şerh-i Fusûsi'l hikem isimli vâkıfâne
şerhi görülmektedir. 1299 (1882 M.)'da Tahran'da basılmış olan bu şerh
XIV. yüzyıl ortalarında tasavvufun Osmanlı ülkesinde yayılmasına yardım
etmiştir. Bundan başka Ankaralı Mustafa bin Mehmed tarafından Orhan
Gazi'nin oğlu Süleyman Paşa adına kaleme alınmış olan Sure-i Mülk
tefsiri ve I. Murad namına Kara Hoca Alâaddin Ali (Alaeddin Esved)
tarafından yazılan fıkıhtan Künûzü'l-envar isimli şerh ve yine bu
hükümdara ithaf olunan Mecma’u’l-Fuad adındaki muhtasar miftah şerhi ve
şehzadeliği zamanında Yıldırım Bayezid adına Şerh-i müskilât-i Kur'ane
serh-i müşkilât-i ahâdis adındaki teliflerle Çandarlı Halil Hayreddin
Paşa'ya ithaf olunan Keşşaf tefsiri haşiyesi görülüyor.
Candar oğulları'nın Sinop'taki küçük beyliği müstesna olarak Anadolu
beyliklerini ortadan kaldırmış olan Yıldırım Bayezid, o beyliklerdeki
bütün vakıf müesseselerini vakfiyeleriyle beraber tanımış olduğundan bu
sayede Anadolu'daki fikir hayatı sarsıntıya uğramadan devam etmiştir;
bundan dolayı hükümdarlığı zamanında Yıldırım Bayezid namına Ali bin
Hibetullah tarafından telif edilmiş olan Arapça küçük kıtada Hulâsat-ül-minhacfi
ehli'l-hisab ve Şeyh Hasan'ın Arapça ve Farsça eserlerden tercüme
suretiyle vücuda getirdiği Fütuvvet âdabına dair Fütuvvet-nâme ile İbn
Melek oğlu Mehmed'in Arapça ahlâk ve mevizeden bahseden Bedrü’l-vâızin
ve zahrü'l-âbidin isimli eseri hep Yıldırım Bayezid'e takdim edilmiştir.
800 Hicri/1398 M. de Mehmed bin Süleyman tarafından tercüme edilen
Hayatü’l-Hayevan da bu devre ait olup bir nüshası Topkapı sarayı Revan
odası kitapları arasında 1660 numaradadır. Eserin aslı Şeyh Kemalüddin
bin Îsa E’d-Demirî'nin olup hayvanat kitabıdır. Bunlardan başka Bursalı
Niyazî, divanını Yıldırım Bayezid'e ithaf ettiği gibi Hurşid ü Ferahşad
adını taşıyan manzum eser de yine Yıldırım Bayezid adınadır.
Şeyhoğlu'nun manzum Ferahnâme'si de bu devre aittir.
Yıldırım Bayezid'in şehzadeleri içinde iyi bir tahsil görmüş olan Emîr
Süleyman Çelebi'nin Edirne'deki sarayı bir çok âlim, şair ve
musikişinasların toplandıkları bir yerdi. Bu hükümdar namına muhtelif
mevzularda eserler yazılmıştır. Ok talimine dair Mehmed bin Şeyh Mustafa
tarafından Arapçadan tercüme edilmiş olan Kavis-nâme ve Mehmed adında
birinin âşıkane bir hikâyeyi içeren kaleme almış olduğu manzum Işk-nâme
ve Hızır bin Yakub'un dinî ve felsefî Siyaset-nâme isimli eseri Emîr
Süleyman Çelebi namına yazıldıkları gibi Şair Ahmedî ile Ahmed-i Dâî'nin
de Emîr Süleyman'a ithaf ettikleri eserlerini de edebî cereyanları
yazarken göstermiştik.
Çelebi Sultan Mehmed'in kısa süren hükümdarlığı zamanında onun adına
Zekeriya bin Mehmed Kazvinî'nin Ansiklopedi tarzında heyet, coğrafya,
tıb, nebatat, madenler ve ilâçlardan ve meşhur şehir ve kasabalardan
bahseden Acaib-ül mahlûkat adlı eseri Rükneddin Ahmed tarafından
Türkçeye çevrilmiştir. Abdülvehhab b. Yusuf b. Ahmed el-Mardanî
tarafından Çelebi Sultan Mehmed'in hazinesi için telif edilen Kitabü’l-müntehab
fî't-tıb isminde tıbbî eserlerden seçimiş bir kitab Tire'de Necib Paşa
kütüphanesinde 591 numarada bulunmaktadır.
Yazıcıoğlu Selâhaddin'in 1408'de Ankara'da yaşayan Devlet Han ailesinden
İskender bin Hacı Paşa namına kaleme aldığı heyetten manzum Şemsiye
şerhi ve aslı Farsça olup ilâvelerle genişletilmiş olan Melheme isimli
eser —ki Şair Cevrî, Yazıcı-zâde'nin bu eserini tadil etmek suretiyle
kaleme almıştır— ve Hatipoğlu'nun Ruhü'l-kulûb adındaki ilm-i hali ve
Cacaoğlu Nureddin Hamza Bey namına yazılmış olan El-kasidetü'n-nasiha bi
lûgat-i Türkiye ismindeki iki yüz altmış dört beyitli kaside şerhi de XV.
yüzyıl başlarına aittir.
Ebu'l-hayr diye anılan Sultan II. Murad Osmanlı hükümdarları içinde
şimdiye kadar lâyikiyle takdir edilmemiş olan yüksek şahsiyettir.
Muasırı İslâm ve Hıristiyan bütün tarihçiler kendisinin karakterini
siyasî hüviyetini adalet ve hakkaniyetini takdirle kaydederler. Sulh
zamanlarında haftada iki gün ilmî mübahaselerde bulunurdu. Millî lisan
ve edebiyatın inkişafında mühim âmil olmuştur. Müsaid zamanlarını musiki
ve sohbetle geçirirdi; devlet işlerini baba oğul iki vezir-i âzami olan
Çandarlı-zâde İbrahim ve Halil Paşalara bırakmış olduğundan bu cihetle
hemen hiç meşgul olmazdı; fakat memleketinin bir tehlikeye ve bir
tecavüze mâruz kaldığını haber alır almaz eğlence ve musahabeleri bir
tarafa bırakarak ordusunun başında ser hadlere koşardı. Onun saltanatı
zamanında Osmanlı ülkelerinde ilmî cereyan artmış, şiir ve musuki zevki
yükselmiştir.
Sultan Murad bazan şiir de söylemiştir. Aşağıdaki güzel bir beyit
kendisine ait olmak üzere şuara tezkirelerinde görülüyor:
Gerçi kim haddim değildir buseni kılmak dilek
Ârif olan çün bilür anı ne lâzım söylemek
II. Murad devrinden itibaren yazılmış olan eserler evvelkilere nazaran
daha çok olup hemen hepsi de yüksek kıymeti hâiz idiler. Kütahya'da
Vacidiye medresesi müderrisi Abdülvacid Mehmed'in 838 H/1434 M de
fıkıhtan Burhanü’ş-Şeria'nın muhtasar Vikaye'sine Vikaye fi ilmihi-daye
ismiyle bir şerhi olup bunu II. Murad'a takdim etmiştir. Yine II. Murad
adına on yedi bab üzerine Bah-name tertibi üzere cinsel ilişkiye dair
Musa bin Mesud tarafından Farsçadan Türkçeye bir risale tercüme
edilmiştir. Tabib Mümin bin Mukbil tarafından Zahire-i Muradiye isimli
izahlı tıbbî eser 841 H./1437 M. de II. Murad adına kaleme alınmıştır;
yine aynı tabibin aynı hükümdara ithaf etmiş olduğu kısaca açıklamalı,
hıfzıssıha ve ayrıntılı olarak göz hastalıklarından bahseden Miftahü'n-nur
ve hazainü's-sürur adlı eseri ve mücevherlerin türlerinden ve
hassalarından bahseden ve Mustafa bin Şeydi tarafından Nasir-i Tusî'nin
Farsça bir risalesinden genişletilerek tercüme edilen yedi bâb üzerine
tertib edilmiş Cevahir-nâme ve Karahisarlı Kasım bin Mahmud'un Necmeddin
Dâye'nin Farsça eseri olan Mirsadü’l-ibad tercümesi ve İbn-i Melek bin
Mehmed'in ilm-i ahlâk ve muhâdarattan behseden Bahrü'l-Hikem adlı büyük
telifi ve Balıkesirli Devletoğlu Yusuf'un Hidaye ve Vikaye tercümeleri
ile Serezli Nazmî'nin Süleyman-nâme'si, El-bidayetü ve'n-nihaye adındaki
İbn-i Kesir tarihi tercümesi, Yazıcıoğlu Ali Çelebi'nin Selçuk-nâme'si,
Yahya bin Mehmed'in Minhacü’l-inşa isimli inşa kitabı ve İznikli
Musa'nın 833 H./İ429 M de İkinci Murad namına kaleme aldığı manzum
Camasb-nâme'si, Çelebi Mehmed'in Nişancısı ve II. Murad'ın hocası İbn-i
Arabşah Ahmed'in Çelebi Sultan Mehmed'in emriyle Farscadan Türkçeye
çevirdiği altı cilt üzerine Câmi’u’l-hikâyat ve Lâmiu’r-rivâyat ve Ömer
bin Mezid tarafından XV. yüzyıl şairlerinin şiirlerinden toplanarak 840
H./1436 M.de Timurtaş Paşazade Umur Bey'e ithaf edilmiş olan Mecmu’atü’n-nezâir
ile yine Umur Bey adına Kadı Burhaneddin Ahmed'in İksirü’s-saadet isimli
eserinin tercümesi olan Kurretü’l-ayni’t-talibîn ve tıbba dair
Müfredat-ı ibn-i Baytar tercümesi Osmanlı Türklerinde ilim adlı eserde
bu tercümenin Aydınoğlu Umur bey adına olduğu hakkındaki mutalea
yanlıştır ve Şair Ahmed-i Dâî tarafından telif edilen Şifa fî't-tıb el-müsned
alel-Mustafa adındaki tıbbı nebevî tercümesi ve Mehmed bin Mahmud
Şirvânî tarafından yazılan Tuhfe-i Muradı fi esnafi'l-cevâhir ve ismi
zikredilmiyen Bergama kadısı tarafından kısmen Türkçeye çevrilen tıbba
dair Kâmilü’s-sınâa ve veziriâzam Çandarlı-zâde Halil Paşa'ya takdim
edilmiş olan İznikli Hümamî'nin Sîname ve Ebu'l Hayr Ahmed tarafından
yine aynı vezire ithaf edilen Saydele-i Ebî Reyhan ile Hacı İvaz
Paşa'nın biraderi Çırak Bey'e sunulan Şir'atü’l-İslâm tercümesi ve
bunlardan başka adedi yirmiyi geçen muhtelif Türkçe telif ve tercümeler
II. Murad devrine ait olup bir haylisi da bu hükümdar namına kaleme
alınmıştır. Şakayik tercümesinde Fakih Bahşayiş adında ulemadan birinin
II. Murad adına bazı risaleleri olduğu yazılmışsa da bunların isimleri
gösterilmiyor; fakat Şakayik sahibi bu risaleleri görmüş olduğunu
söylüyor. II. Murad devri âlimlerinden İbn-i Meddas yani Çizmecioğlu
denilen Tokatlı Hüsameddin Kavs-i Kuzah yani alâim-i semaya âid bir eser
yazmıştır. Bu eserdeki malûmatın fennî olmasından dolayı itikadsızlıkla
itham edileceğinden korkmuş olmalıdır ki yapmış olduğu tetkikatın mezheb-i
hükema üzere olduğunu ve müteşerrilerin buna inanmamalarını beyan
etmiştir. Yine bu XV. yüzyılın ilk yarısı içinde Manyas kadısı Mehmed'in
Acâibü'l-uccâb isminde melek ve şeytanlardan bahsedilen eserin sonuna
küçük kıtada bir de hisab kitabı ilâve edilmiştir ve yine aynı zatın II.
Murad adına Gülistan tercümesi olup güzel bir nüshası Muhterem Raif
Yelkenci’dedir. Ali bin Hibetullah'ın Yıldırım Bayezid'e takdim etmiş
olduğu hisab kitabından sonra bu eser Osmanlılar devrinde yazılmış
ikinci bir eser olarak görülüyor. Yine bu XV. yüzyıl sonunda Seyyid
Mehmed bin Seyyid Hasan'ın Şehzade Mehmed (Fatih) adına 854 H. de telif
ettiği Cami’u’l-Lüga adlı eseri de vardır. Gelibolulu Zaifî, II.
Murad'ın gazalarını nazmetmiştir.
Osmanlı pâdişahlarıyla vezir ve beyleri adına yazılarak onları ithaf
edilmiş eserlerden başka başlı başına telif ve tercüme olarak bu
asırlarda (XIV. yüzyılın ikinci yarısıyla XV. yüzyılın ilk yarısı) daha
bir hayli çeşitli ve muhtelif mevzularda yazılmış eserler varsa da
bunlar, kısa tutulmuş olan bu cilde konulmamış ve zaten yukarıda
bahsettiğimiz eserler de teşekkül devrinde Osmanlılardaki ilmî ve fikrî
hayatı göstermeleri itibariyle bu kadarı yeter görülmüştür.
Madem Fransızlar'ın soykırım arama hevesleri depreşmiş, bunu niçin önce
kendi tarihlerinde değil de yanlış adreslerde ararlar? Kendilerinde
bunun çok acımasız örneklerini bulacaklarından ve eli soykırım kanıyla
kirlenmiş milletler listesinde en üst sırada yer alacaklarından
kuşkuları olmasın!
|
|
